Beyin tümörü beyin veya kafatası içinde gelişen kontrolsüz doku büyümesidir. Tümör beynin kendi dokusundan gelişebilir(primer) ya da vücudun farklı bir bölgesindeki kanserli hücrelerin beyne ulaşıp yayılmasıyla (metastaz) oluşabilir. Tedavi seçenekleri tümörün tipi, boyutu, lokasyonuna göre değişiklik gösterir. Tedavi iyileştirme amaçlı olabileceği gibi semptomları hafifletmeye yönelik de olabilir. Şuana dek 120’den fazla beyin tümörü tanımlanmıştır.

Primer beyin tümörü:

Beyinde başlayan anormal doku büyümesidir ve genellikle vücudun diğer bölümlerine yayılım göstermezler. Bening(iyi huylu) veya malign(kötü huylu) olabilirler.

Benign beyin tümörü yavaş büyür, belirgin sınırları vardır ve nadiren yayılır. Malign olmamalarına rağmen lokalizasyonları nedeniyle hayati tehlike oluşturabilirler.

Malign beyin tümörü hızlı büyür, sınırıları düzensizdir ve çevredeki dokulara yayılım gösterirler. Genellikle beyin kanseri olarak adlandırılmalarına rağmen beyin veya omurilik dışındaki organlara yayılmadıkları için bu tanıma uymazlar.

Metastatik(sekonder) beyin tümörü:

Vücudun başka bir yerindeki kanserli dokudan beyne yayılım ile başlar. Kanserli hücreler kan yoluyla beyne ulaşırlar. En sık beyne yayılım gösteren kanserler akciğer ve meme kanserleridir.

Beyin tümörü hangi tip olursa olsun, hepsi potansiyel olarak hayatı tehdit eder.
Kemik kafatası içinde kapalı olan beyin, büyüyen bir kütleye yer açmak için genişleyemez. Sonuç olarak, tümör normal beyin dokusunu sıkıştırır ve yer değiştirir. Bazı beyin tümörleri beyinde ve etrafında akan beyin-omurilik sıvısının (BOS) tıkanmasına neden olur. Bu tıkanıklık intrakraniyal basıncı arttırır ve ventrikülleri büyütebilir(hidrosefali). Bazı beyin tümörleri ödeme neden olur. Boyut, basınç ve ödem tüm semptomlara neden olan “kütle etkisi”ni yaratır.

Beyin Tümörü Çeşitleri

120’nin üzerinde beyin tümörü çeşidi vardır. Bunlardan yaygın olan bazıları:

  • Gliomalar
  • Astrositoma
  • Pilositik astrositom(Grade 1)
  • Diffüz astrositom(Grade 2)
  • Anaplastik astrositom(Grade 3)
  • Glioblastoma multiforme(Grade 4)
  • Oligodendroglioma(Grade 2)
  • Anaplastik oligodendroglioma(Grade 3)        
  • Ependimoma(Grade 2)
  • Anaplastik ependimoma(Grade 3)
  • Krangiofaringioma
  • Epidermoid
  • Meningioma
  • Schwannoma
  • Hipofiz adenomu
  • Pinealoma
  • Medulloblastoma

En yaygın beyin tümörleri glial (destekleyici) dokuda başlayan gliomalardır. Aşağıdakiler de dahil olmak üzere birkaç tip glioma vardır:

Astrositomlar astrositler olarak adlandırılan küçük, yıldız şeklindeki hücrelerden kaynaklanır. Beyin veya omurilikte herhangi bir yerde büyüyebilirler. Yetişkinlerde astrositomlar sıklıkla serebrumda ortaya çıkar. Çocuklarda beyin sapı, serebrum ve serebellumda görülürler. Derece III astrositom bazen anaplastik astrositom olarak adlandırılır. Derece IV astrositom genellikle glioblastoma multiforme olarak adlandırılır.                                

Oligodendrogliomalar, miyelin üreten hücrelerde, sinirleri koruyan yağlı kılıfta ortaya çıkar. Bu tümörler genellikle serebrumda ortaya çıkar. Yavaş büyürler ve genellikle etraftaki beyin dokusuna yayılmazlar.                                                                                          

 Ependimomlar genellikle ventriküllerin sınırında gelişir. Omurilikte de olabilirler. Bu tümörler her yaşta gelişebilse de, en sık çocukluk ve ergenlik döneminde rastlanır.

Glial dokuda başlamayan başka beyin tümörleri de vardır. En yaygın olanlardan bazıları aşağıda açıklanmıştır:

Meningiomlar meninkslerden büyür. Genellikle iyi huyludurlar. Bu tümörler çok yavaş büyüdüğünden, beyin onların varlığına uyum sağlayabilir; Menenjiyomlar semptomlara neden olmadan oldukça büyüyebilirler. En sık olarak 30-50 yaş arası kadınlarda görülür.

Schwannomalar, periferik sinirleri koruyan miyelini üreten Schwann hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu tümörlerdir. Akustik nöromlar bir tip schwannomdur. Genellikle yetişkinlerde görülürler. Bu tümörler kadınları erkeklerden iki kat daha fazla etkiler.

Kraniofaringomalar, hipotalamusa yakın olan hipofiz bezi bölgesinde gelişir. Genellikle iyi huyludurlar; Bununla birlikte, bazen hipotalamusa baskı yapabildikleri veya zarar verebildikleri ve hayati fonksiyonları etkileyebildikleri için bazen kötü huylu olarak kabul edilirler. Bu tümörler çocuklarda ve ergenlerde en sık görülür.

Germ hücre tümörleri, primitif(gelişmekte olan) seks hücrelerinden veya germ hücrelerinden kaynaklanır. Beyinde en sık görülen germ hücreli tümör türü bir germinomdur.

Pineal bölge tümörleri, beynin merkezine yakın küçük bir organ olan epifiz bezinde veya etrafında meydana gelir. Tümör yavaş büyüyen (pineositoma) veya hızlı büyüyen (pineoblastoma) olabilir. Pineal bölgeye ulaşılması çok zordur ve bu tümörler çoğu zaman çıkartılamaz.

Beyin Tümörü Evreleri

Grade I: Doku benigndir.Hücreler normale yakın görünürler, yavaş büyürler.

Grade II: Doku maligndir.Hücreler önceki evreye göre daha az normal görünürler.

Grade III: Malign dokudaki hücreler normalden çok farklı görünürler.Anormal hücreler aktif olarak çoğalır ve büyürler.(anaplastik)

Grade IV: Malign doku hücreleri en anormal görünümdedir.Hızlı çoğalma ve yayılım.Ek olarak kan damarı oluşumları ve ölü dokular vardır.

Beyin Tümörü Epidemiyolojisi

Her yaşta beyin tümörleri görünse de, çalışmalar iki yaş grubunda en yaygın olduklarını göstermektedir. İlk grup 3-12 yaş arası çocuklar; ikincisi 40 ila 70 yaş arası yetişkinlerdir. Yetişkinlerde ( > 20 yaş) benign tümör insidansı yüzbinde 8.85 – 22.75, malign tümör insidansı yüzbinde 5.12 – 11.10 arasında değişmektedir (CBTRUS, 2009). PBT’nin köken aldığı bölgeye göre dağılımına bakıldığında en çok meninkslerden (%32) ve frontal, pariyetal, temporal ve oksipital loblardan (%24) köken almakta, %13,4’ü ise hipofiz bezinden kaynaklanmaktadır. Histolojik açıdan sıklığına bakıldığında, sırasıyla menenjioma (%33.4), glioblastoma (%17.6) ve hipofiz (%12.2) tümörleri görülmektedir (CBTRUS, 2009). Türkiye’de beyin tümörleri tüm kanser olguları içerisinde kadınlarda %3.99, erkeklerde ise %3.77 oranında görülmektedir (Türk Tabipler Birliği [TTB], 2006).2005 ve 2009 arasında beyin ve diğer sinir sistemi kanserlerinden kaynaklı ortalama ölüm yaşı 64 olarak belirlendi.

Beyin Tümörü Risk Faktörleri

Tıp bilimi henüz beyin tümörüne tam olarak neyin sebep olduğunu ve beyinde gelişmeye başlayan primer beyin tümörlerinden nasl korunulacağını belirleyememiş olsa da riski arttıran bazı faktörler belirlenmiştir:

Aile Öyküsü

Tüm kanserlerin sadece yüzde 5 ila 10’u genetik olarak kalıtılır. Bir beyin tümörünün genetik olarak kalıtımı nadirdir. Ailenizdeki birkaç kişinin beyin tümörü ile teşhis edilmiş olması durumunda doktorunuzla konuşun. Doktorunuz sizin için genetik danışmanı önerebilir.

İyonlaştırıcı Radyasyona Maruziyet

Bir radyasyon çeşidi olan iyonize radyasyona maruz kalan insanlarda beyin tümörü oluşumu riski daha fazladır.( İyonize radyasyon , dokularımızda bulunan atom ve moleküllerde elektron kopararak değişiklik yapabilen , yüksek frekanslı ve dolayısıyla yüksek enerjili olan X ışınları ve gama ışınlarıdır).Kanser tedavisinde uygulanan radyoterapide kullanılan radyasyon ve atom bombası ile maruz kalınan radyasyon, iyonize radyasyon örnekleridir.

Çeşitli Endüstriyel Kimyasallara Maruziyet

Vücudun Başka Bir Yerindeki Kanser

Beyin Tümörü Semptomları

  • Baş ağrısı: Sabah uyanırken veya gece uykudan uyandıran ağrılar daha şiddetli olabilir.Zamanla şiddetlenen, sıklaşan ağrılar.Bu semptom öksürme, hapşırma, egzersiz sırasında intrakranial basıncın daha da artmasına bağlı şiddetlenir.
  • Nöbet veya havaleler
  • Düşünme, konuşma, artikülasyonda zorluk
  • Kişilik, davranış değişimleri
  • Vücudun bir bölümü veya bir tarafında zayıflık ya da paralizi 
  • Denge kaybı, baş dönmesi
  • Görmede, işitmede değişimler
  • Yüzde uyuşma, karıncalanma
  • Bulantı ya da  kusma, yutma güçlüğü
  • Konfüzyon, disoryantasyon

Beyin tümörü semptomları, beyinde bulundukları alanın fonksiyonlarıyla ilişkilidir.

Bölgelere spesifik semptomlar şunlardır:

Frontal lob: Duygudurum ve davranış bozuklukları; bozulmuş yargı, motivasyon veya inhibisyon; koku duyusu kaybı veya görüş kaybı; vücdun bir tarafında paralizi; azalmış mental yetenekler ve hafıza kaybı.

Parietal lob: Yazı yazma, çizim, isimlendirmede bozulma; konuşmada bozulma; mekansal oryantasyonda bozulma; el-göz koordinasyonunda bozulma.

Oksipital lob: Bir veya iki gözde görme yitisi, görüş alanı kayıpları, bulanık görme, illüzyon veya halüsinasyonlar.                                                                                                  

Temporal lob: Konuşma ve anlamada zorluk veya bozukluk; kısa süreli veya uzun süreli hafıza kaybı; artmış agresif davranış.                                                                              

Beyin sapı:  Davranışsal ve duygusal değişiklikler, konuşma ve yutma güçlüğü, uyuşukluk, işitme kaybı, yüzün bir tarafında kas zayıflığı (örn. baş eğme, çarpık gülümseme), vücudun bir tarafında kas güçsüzlüğü, koordine olmayan yürüyüş, sarkık göz kapağı veya çift görme ve kusma.                                                                                                                                 

Hipofiz: Artmış hormon sekresyonu(Cushing hastalığı, akromegali), mensturasyonda durma, anormal süt salgısı, azalmış libido; bazen optik kiamzaya bası yapan lezyon görüş alanı kayıplarına yol açabilir(Bitemporal hemianopsi).

Beyin Tümörü Tanısı Nasıl Koyulur ?

İlk olarak doktor hastanın kişisel tıbbi öyküsünü ve aile tıbbi öyküsünü alır ve eksiksiz bir fiziksel muayene yapar. Genel sağlığınızı kontrol etmenin yanı sıra, mental durumu ve hafızayı, kranial sinir fonksiyonlarını(görme, işitme, koku, dil ve yüz hareketleri), kas gücünü, koordinasyonu, refleksleri ve ağrıya yanıtı kontrol etmek için nörolojik muayene yapar.

Ek testler şunları içerebilir:

·         Bir odyolog tarafından gerçekleştirilen bir işitme testi olan odyometri, koklear sinirin yakınında bulunan tümörlere (örneğin, akustik nöroma) bağlı işitme kaybını tespit eder.

·         Bir endokrin değerlendirmesi, hipofiz tümörlerinin (örn., Cushing Hastalığı) neden olduğu anormal seviyeleri tespit etmek için kanınızdaki veya idrardaki hormon seviyelerini ölçer.

·         Görme kaybını ve görüş alanınızdaki eksik alanları tespit etmek için bir nöro-oftalmolog tarafından görsel alan keskinliği testi yapılır.

·         Serebrospinal sıvıda tümör, kan, protein, enfeksiyon varlığının araştırılması için lomber ponksiyon yapılabilir.

Görüntüleme Testleri

ManyetikRezonans Görüntüleme(MRG): tarama, beynin yumuşak dokularının ayrıntılı bir görüntüsünü vermek için manyetik alan ve radyofrekans dalgaları kullanır. Beynin 3 boyutlu olarak yandan ya da enine kesit olarak alınabilen dilimler halinde görülebilir. Kana kontrast madde enjekte edilebilir. MRG beyin lezyonlarını ve çevre beyin dokusu üzerindeki etkilerini değerlendirmek için çok yararlıdır.

Bilgisayarlı Tomografi(BT): tarama, X ışınları ve bilgisayar kullanarak anatomik yapıları görüntüler.Beyni dilimler halinde görüntüler ve her bir dilimin görüntüsünü kaydeder.Yine kana kontrast madde enjekte edilerek uygulanabilir.BT kemik yapıdaki değişimleri görüntülemek için oldukça kullanışlıdır.

Biyopsi:  Eğer taramalar ile kesin tanı koyulamıyorsa, ne tip bir tümör olduğunu saptamak için biyopsi uygulanabilir. Biyopsi, bir mikroskop altında bir patolog tarafından incelenecek az miktarda tümör hücresini çıkarmak için kullanılan bir prosedürdür. Bir biyopsi, tümörü çıkarmak için bir açık cerrahi prosedürün parçası olarak veya iğne biyopsisi olarak bilinen ayrı bir teşhis prosedürü olarak alınabilir.Kafatasında  ”burr hole” denilen küçük bir delik açılır ve içi boş bir iğne tümöre yönlendirilir ve bir doku örneği çıkarılır. Tümörde bulunan biyomarkerlar veya genetik mutasyonlar prognozun belirlenmesine yardımcı olabilir.

Tedavi

Beyin tümörü tedavisini kim uygular?

Çok fazla beyin tümörü çeşidi olduğu için ve bazılarının tedavisi kompleks olduğu için birçok doktor tedavi süreciyle ilgilenebilir.Tedavi ekibinde beyin cerrahı, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, nörolog ve nöro-oftalmolog bulunabilir.

Tedavi seçenekleri nelerdir?

Beyin tümörleri olan kişilerin çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Seçenekler ameliyat, radyoterapi ve kemoterapidir. Birçok insan tedavilerin bir kombinasyonunu alır.
Tedavi seçimi esas olarak aşağıdakilere bağlıdır:

  • Beyin tümörünün tipi ve derecesi
  • Beyindeki yeri
  • Boyutu
  • Yaş ve genel sağlık durumu

Cerrahi    

Çoğu beyin tümörü için cerrahi ilk tedavidir. Bir beyin cerrahı, kafatasını açmak ve tümörü çıkarmak için bir kraniotomi(Beyine ulaşmak amacı ile bir parça kemiğin blok olarak bazı özel aletler yardımı ile yapılması işlemidir. Öncesinde kafa derisi (skalp) açılarak bu işlem yapılır. Beyindeki işlemler bittikten sonra çıkarılan kemik yerine konulup bütün katlar kapatılır.) uygular. Bazen, beynin kritik alanlarına yakınsa, tümörün yalnızca bir kısmı çıkarılır. Kısmi bir çıkarım yine de semptomları hafifletebilir. Geri kalan tümör hücreleri için radyasyon veya kemoterapi uygulanabilir.Görüntü kılavuzlu cerrahi teknolojiler, tümör floresansı, intraoperatif MRI / BT ve fonksiyonel beyin haritalaması, cerrahın tümörün yerini tam olarak tespit etme, tümör sınırlarını tanımlama, hayati beyin bölgelerinde yaralanmayı önleme ve tümörün çıkarılma miktarını teyit etme becerisini geliştirdi. Tümör çıkarıldıktan sonra, cerrah kafatası içindeki açıklığı kemik parçasıyla veya bir parça metal ile kapatır. Cerrah daha sonra kafa derisindeki kesiyi kapatır. Bazen ameliyat mümkün değildir. Tümör beyin sapında veya başka belirli bölgelerde ise, cerrah normal beyin dokusuna zarar vermeden tümörü çıkaramayabilir.Bu durumda radyoterapi veya başka bir tedavi uygulanır.

Radyoterapi

Radyasyon tedavisi beyin tümör hücrelerini yüksek enerjili x-ışınları, gama ışınları veya protonlarla öldürür.Radyasyon hücreler içindeki DNA’ya zarar verir, böylelikle bölünemez ve büyüyemez. Radyasyonun faydaları anında değil, zamanla ortaya çıkar. Hücreleri hızla bölünen agresif tümörler, radyasyona hızla yanıt verme eğilimindedir. Zamanla, anormal hücreler ölür ve tümör küçülebilir. Hücreleri yavaşça bölünen iyi huylu tümörlerin yanıt vermesi ise aylar sürebilir.Radyasyonun tümör dışındaki sağlıklı dokuya uygulanmaması kritiktir.Doktorlar beyin tümörlerini tedavi etmek için harici ve dahili radyasyon terapilerini kullanırlar:

·         Stereotaktik radyocerrahi: Tek seansta yüksek doz radyasyon uyarılır.

·         Fraksiyone radyotedavi: Birden çok seansta daha düşük doz radyasyon uygulamaya dayanır.

·         Proton tedavisi: Spesifik bir derinlikte tümöre hızlandırılmış proton enerjisi yollar.Radyasyon ışını tümörün ötesine gitmez.

·         Tüm beyin radyoterapi: Tüm beyne radyasyon dozu yollanır.Çoklu beyin tümörlerini ve metastazlarını tedavi etmede kullanılır.

Dahili radyasyon tedavisi:

 İç radyasyon (brakiterapi), tümörün içine cerrahi olarak yerleştirilen radyoaktif tohumlar ile vücudun içinden iletilir. Hasta tümörün çıkarılması için bir kraniotomi geçirdikten sonra, radyoaktif implantlar boş tümör boşluğunun içine yerleştirilir. Radyasyon dozu, malign hücrelerin hala kalabileceği boşluğun ilk birkaç milimetresine iletilir. Hastalar, kendi vücutlarının diğer bölümlerinde veya çevrelerindeki kişilerde radyasyon hasarı oluşturma riski taşımazlar çünkü doz kısa sürelidir.

Kemoterapi

Kemoterapi ilaçları hücre bölünmesini bozarak çalışır. Zaman içinde kemoterapi anormal hücrelerin ölmesine neden olur ve tümör küçülebilir. Bu tedavi ayrıca normal hücrelere de zarar verebilir, ancak bunlar kendilerini anormal hücrelerden daha iyi tamir edebilirler. Tedavi, vücudun sağlıklı hücreleri yeniden oluşturmasına izin vermek için dinlenme periyotları ile aralıklı olarak verilir.

·          Kemoterapi ilaçları bir hap olarak, intravenöz olarak (IV) veya tümöre cerrahi olarak yerleştirilen bir gofret olarak olarak alınabilir. Beyin tümörlerini tedavi etmek için en yaygın olarak kullanılan ilaçlar, temozolomid (Temodar) ve bevacizumab’dır (Avastin). En sık görülen yan etkiler bulantı, düşük kan sayımı, enfeksiyon, yorgunluk, kabızlık ve baş ağrılarıdır. Kemoterapi aynı zamanda radyasyon tedavisi sırasında tümör hücresi ölümünü arttırmak için de kullanılır.

·         Bazı kemoterapi ilaçları (BCNU gofret), tümör çıkarıldıktan sonra tümör yatağına lokal olarak uygulanır.Bir implant olarak cerrahi sonarsı yerleştirilir.Yerleştirilen implantlar yavaşça çözülür, ilacı serbest bırakır ve kanser hücrelerini öldürür.

·         Kemoterapi tipik olarak yüksek dereceli gliomalar için kullanılır; iyi huylu tümörler için rutin olarak kullanılmaz.

Lazer interstisyel termal tedavi(LITT)

LITT, tümör dokusunu kesin olarak yok etmek için gerçek zamanlı MR görüntüleme ile yönlendirilen ince bir lazer fiber kullanan minimal invaziv bir tedavidir. Lazer, enerji iletir ve sonuç olarak, lazer fiberinin ucunu çevreleyen dokuyu ısıtır. Yüksek sıcaklıklar hızlı, geri dönüşü olmayan doku hasarına yol açar tümör hücresini öldürür.

Elektrik alan tedavisi(Tumor treating fields-TTfields)

TTFields hücrelerin bölünmesini engelleyerek tümör büyümesini yavaşlatır ve tersine çevirir. TTFields yeni tanı almış olan erişkinlerde temozolomid ile kombinasyon halinde glioblastoma multiforme (GBM) tedavisi için kullanılır. Cerrahi ve radyasyon tedavilerinden sonra tekrarlayan GBM tedavisi için de onaylanmıştır. Tedavi, kafa derisine elektromanyetik enerji veren bir banyo kapağına benzeyen bir cihaz takmayı içerir. TTF tedavisi fiziksel olarak iki parametreyi temel almakta: Diopole alignment (dipol hizalama) ve Dielectrophoresis (dielektroforez). Elektriksel dipol, birbirine eşit ve zıt yüklerin yanyana olması olarak tanımlanır . Dipol hizalama ise bu yüklerin belirli bir hizada bulunmasını ifade etmekte. Tedavide nasıl bir rol oynadığını ise şöyle anlatabiliriz: Mitoz bölünmede hücre içinde ki kromozom sayısı iki katına çıkar ve ekvatorda dizilirler. Dizilen bu kromozomların yarısı bir kutupdan diğer yarısı da diğer kutupta ki mikrotübüller tarafından çekilir. Sonrasında hücre başına düşen kromozom sayısı eşit olacak şekilde hücre ikiye bölünür. Bölgeye elektrik alan uygulandığında ise dipol hizalama mekanizması ile mikrotübüllerin oluşumu engellenir ve kromozomlar kutuplara çekilemez. Bu durumda hücre ya bölünmeden ölür ya da normal olmayan kromozom dağılımı nedeniyle bölünmenin akabinde ölür. Dielekroforez, kalıcı ya da indüklenmiş elektrik dipollerinin, bu dipolleri bir elektrik alan kaynağına doğru çeken kuvvetten kaynaklanan devinimi olarak ifade edilir . TTF tedavisi esnasında ki rolü ise; elektrik alanı uniform olmadığında polar veya yüklü moleküllerden oluşmuş olan hücre içindeki yapılar daha yoğun elektrik alanına doğru göç ederler. Yani hücre bölünmesi esnasında elektrik alan yoğunluğu nedeniyle kromozomlar hücrenin ikiye bölündüğü yerde toplanır ve bölünemeyen hücre ölür. Tedavi uygulaması ise günde en az 18 saat ve her gün uygulanmak zorunda. Yani tedavi hiç bitmiyor. Kanser hücreleri sürekli elektrik alan altında tutulmalı aksi durumda kontrolsüz hareketlerine kaldıkları yerden devam etmekteler. Bu nedenle hasta hayatının geri kalanında sırtındaki bir çanta içerisine yerleştirilmiş elektrik alanı üreticisi ve kafasında ki probelar ile günün en az 18 saatini geçirmek durumunda.

Yardımcı Tedaviler

İmmünoterapi veya biyoterapi, tümör hücrelerini yok etmek için bağışıklık sistemini (T hücreleri ve antikorlar) harekete geçirir.Aşılar yoluyla kanser oluşumunun önlenmesinin veya tedavisin yolları araştırılıyor.

Gen terapisi, yeni genetik materyali tümör hücrelerine sokmak için virüsleri veya diğer vektörleri kullanır. Bu deneysel tedavi, tümör hücrelerinin ölmesini sağlayabilir ya da diğer kanser tedavilerine karşı duyarlılıklarını artırabilir.

Hiperbarik oksijen, yara iyileşmesini desteklemek ve enfeksiyonla mücadeleye yardımcı olmak için normal seviyelerden daha yüksek oksijen kullanır. Ayrıca tümörün radyasyona karşı tepkisini artırabilir .Halen vücudun ölü tümör hücrelerini doğal olarak uzaklaştırmasına ve radyasyon nekrozunu tedavi etmesine yardımcı olmak için kullanılmaktadır.

Gözlem:Bazen en iyi tedavi gözlemdir. Örneğin, küçük veya semptomları az olan iyi huylu, yavaş büyüyen tümörler, büyüyene ve semptomları ameliyat gerektirene kadar rutin MRG taramaları ile gözlenebilir. Gözlem yaşlı veya diğer sağlık sorunları olan kişiler için en iyi seçenek olabilir.

Palyatif Tedavi

Kanser tedavi edilebilir olmakla birlikte her zaman mümkün olmamaktadır.Palyatif tedavide amaç kanserin hangi evresinde olursa olsun kişinin kendini mümkün olduğunca iyi hissetmesini sağlamaktır. Palyatif tedavi fiziksel, ruhsal, psikolojik ve kişinin sosyal ihtiyaçlarına yönelik olabilir. Palyatif tedavi, küratif tedaviyle aynı anda devam edebilir.

 Palyatif tedavinin beş hedefi :

  • Ağrı ve kansere ya da tedaviye bağlı diğer bulguların tedavisi,
  • Kişinin ruhsal ihtiyaç ve endişelerinin giderilmesi,
  • Kişinin sosyal ve mali ihtiyaçlarının ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesi,
  • Kişinin psikolojik ihtiyaçlarının ve depresyonun tedavisi,
  • Hastanın ölümünden sonrada hasta yakınları, hastanın arkadaşları ve bakıcılara desteğin sağlanmasıdır.

Rehabilitasyon Süreci

Beyin tümörleri hareket, konuşma, görme ve düşünmeyi kontrol eden beyin kısımlarında geliştiğinden, rehabilitasyon iyileşmenin gerekli bir parçası olabilir. Beyin, bazen tedavi sonra kendini iyileştirse de,bu  zaman ve sabır gerektirecektir. Bir nöropsikolog, hastaların beyin tümörlerinin neden olduğu değişiklikleri değerlendirmelerine ve rehabilitasyon için bir plan geliştirmelerine yardımcı olabilir. Nöropsikolojik değerlendirme hastanın duygusal durumunu, günlük davranışlarını, bilişsel (zihinsel) yeteneklerini ve kişiliğini değerlendirir.Fizik tedavi, mesleki terapi ve konuşma terapisi, kayıp fonksiyonları iyileştirmek veya düzeltmek için yardımcı olabilir.

Rekürrens(Nüks)

Bir tümörün tedaviye ne kadar iyi yanıt vereceği,ne kadar remisyonda kalacağı ya da tedaviden sonra nüks edip etmeyeceği, spesifik tümör tipine ve lokasyonuna bağlıdır. Tekrarlayan bir tümör, tedaviden sonra hala devam eden, tedavi tümörü yok ettikten bir süre sonra tekrar büyüyen bir tümör veya orjinali ile aynı yerde büyüyen yeni bir tümör olabilir.

Bir beyin tümörü remisyondayken, tümör hücreleri büyümeyi veya çoğalmayı durdurur. Remisyon süreleri değişir. Genel olarak benign tümörler malign olanlardan daha az sıklıkla tekrar ederler.

Bir tümörün nüks edip etmeyeceği veya ne zaman nüksedeceğinin tahmin edilmesi mümkün olmadığı için,MRG ya da BT ile yaşam boyu izlem tedavi edilen hastalar için bening bir lezyon olsa bile esansiyeldir.Takip taramaları tümör tipine göre 3 ila 6 ayda bir veya yılda bir kez yapılabilir.      

“CFTR aktivasyonu, glioblastoma hücre çoğalmasını, göçünü ve istilasını baskılar.”

Kistik fibrozis transmembran iletkenlik düzenleyicisinin(CFTR) insan glioblastom hücrelerindeki fonksiyonunu araştıran yeni bir çalışma sonucunda Human Protein Atlas’ta paylaşılan verilere göre düşük CFTR ekpresyonunun glioblastoma multiforme hastaları için kötü prognozla ilişkili olduğu gösterilmiştir. CFTR protein ekspresyonunun U87 ve U251 glioblastoma multiforme hücrelerinde sağlıklı insan astrosit hücrelerine göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu bulgular eşiğinde CFTR aktivasyonunun glioblastoma multiforme hücre proliferasyonunu belirgin ölçüde azalttığı aynı zamanda hücrelerin migrasyon ve invazyonunu sınırladığı görülmüştür. Ayrıca, CFTR aktivatörü Forskolin tedavisi, MMP-2 protein ekspresyonunu belirgin şekilde azaltmıştır. CFTR aktivasyonunun bu etkileri, tedavi öncesinde CFTR inhibitörü olan CFTR-inh172 tarafından önemli ölçüde inhibe edilmiştir . Bulgularımız JAK2 / STAT3 sinyalleşmesinin CFTR aktivasyonunun anti-glioblastoma etkilerinde rol oynadığını göstermiştir. Dahası, Forskolin ile birlikte aşırı CFTR ekspresyonu, U87 hücrelerde sinerjik bir anti-proliferatif tepki indüklemiştir. Genel olarak, bulgularımız CFTR aktivasyonunun, JAK2 / STAT3 sinyalinin inhibisyonu yoluyla muhtemel GBM hücre proliferasyonunu, göçünü ve istilasını bastırdığını göstermiştir.

“İnsan Glioblastom Hücrelerinde Cyclin D1 Ekspresyonunun İnhibisyonu, Artan Temozolomid Kemosensitivite ile İlişkilidir.”

Cyclin D1 (CCND1) sıklıkla malign gliomalarda aşırı eksprese edilir. Glioma dokularında ve hücre çizgilerinde CCND1 ekspresyonunu araştırmak için kantitatif ters transkriptaz PCR (qRT-PCR) ve Western Blot (WB) uygulandı. CCND1’in biyolojik fonksiyonu, BCYRNl’in in vitro olarak yıkılması ve aşırı ekspresyonu yoluyla da araştırıldı. Burada CCND1 ekspresyonunun astrositomların patolojik derecesi ve proliferatif aktivitesi ile pozitif ilişkili olduğunu, en düşük ekspresyonun normal beyin dokusunda (N = 3) bulunduğunu, en yüksek ekspresyonun ise yüksek dereceli glioma dokusunda (N = 25) bulunduğunu bildirdi. . Ek olarak, CCND1’in ekspresyon seviyesinin malign glioma hücre çizgilerinde IC50 değerleri ile ilişkili olduğunu bulduk. CCND1’in zorla inhibisyonu, U251 ve SHG-44 hücrelerinde temozolomid etkinliğini arttırmıştır. CCND1 aşırı ekspresyonundan sonra, temozolomid etkinliği, U251 ve SHG-44 hücrelerinde azalmıştır. Koloni sağkalım deneyi ve apoptoz analizi, CCND1 inhibisyonunun, U251 ve SHG-44 hücrelerinde temozolomid tedavisine ve temozolomid ile indüklenen apoptozise karşı hücreleri daha hassas hale getirdiğini doğruladı. Tariquidar tarafından P-gp’nin (MDR1) inhibisyonu, CCND1 aşırı ekspresyonunun temozolomid kaynaklı apoptozu inhibe etme üzerindeki etkilerinin üstesinden gelir. Temozolomid tedavisi sonrası CCND1 inhibisyonu tek başına temozolomid tedavsinden önemli ölçüde daha etkili bir şekilde in vitro ve in vivo hücre büyümesini inhibe etti. Son olarak, glioma hücrelerinde CCND1’in inhibisyonu, bir fare modelinde tümör hacmini azaltmıştır.

Bu iki yeni çalışma ve kanser tedavisine yeni yaklaşımlar sunan diğer binlerce çalışma günümüzde moleküler tıptaki ilerleme ve genetik regülasyon noktasında umut vadeden sıçramanın kanserle mücadelede büyük bir potansiyel arz ettiğini gösteriyor. Kendi immün sistemimizi indükleyecek immünoterapi, belli genlerin susturulup belli genlerin aktivasyonunun arttırılmasıyla kemoterapiye direnci yüksek tümörlerle daha başarılı mücadele, hatta yine gen regülasyonuyla  tümör hücresinin gelişim ve yayılımını hedef alan daha az invaziv bir yaklaşım gibi pek çok yeni tedavi seçenek ve kombinasyonlarından bazıları mümkün olmuşken bazıları ise ilerleyen süreçte mümkün olabilir.

Author: Kaan BAĞRUL

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görüyor. North Star Science'ın kurucusudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir